Hoş Cinayet’ten yola çıkarak
Kandan Adam’ı okumak
“Abdullah Aren Çelik'in Kandan Adam'ı da gösteriyor ki çağdaş romanda polisiye artık bir sistem eleştirisine dönüşmüştür.”

Abdullah Aren Çelik
Polisiye romanın da dahil olduğu suç edebiyatı alanı, bu çalışmanın düşünsel temelini oluşturan çıkarımlara vardığımız Hoş Cinayet: Polisiye Romanın Toplumsal Tarihi kitabının sunuşunu yazan Jean François Vilar’a ve yazarı Ernest Mandel’e göre kriz ve bunalım dönemlerinin sonuçlarından biri olarak ortaya çıkmıştır.
Mevcut toplumsal sistem olan kapitalizmin bugünkü tekelci-işgalci hegemonyası aşamasında krizler sürekli ve karakteristik olarak yaşanmaktadır. Bu yanıyla suç ekonomisi olan kapitalizmin edebiyatı, özel olarak da suç edebiyatını şekillendirmesi ve ona tarihsel siyasal bir boyut katması elbette şaşırtıcı değildir.
Kurgusal inceleme örneği olarak seçtiğimiz Kandan Adam’da işte bu altyapının (kapitalist üretim) belirlediği toplumsal yapı ve onu oluşturan tarihin polisiye romanda nasıl ve ne kadar yer bulduğuna cevap arıyoruz. Suç edebiyatında altyapı ve üstyapı nasıl okunur? Polisiye yazınında karakter yaratımı nasıl ve neye göredir? Polisiyede zaman suçun aşikâr edilmediği sürecin tamamı ve mekân suç mahalli olduğuna göre, kurguda suçüstü edilen nedir? Bu soruların cevaplarını da örnek romanı Mandel’in görüşlerine uyarladığımız bir yapı-söküm yöntemiyle ele alarak bulmaya çalışacağız.
Kara roman, sonsuz zenginliğinin farkına vardığımız bu cari tüketim nesnesi sıklıkla dünyaya dair kötümser, karamsar bir tespit yapar. Onun gerçek doğası sanırım Benjamin Peret’nin şu kısa uyarısı hatırlanırsa daha iyi anlaşılır: “Kara romanın kökenine gerçekten insan tarafından yaratılan dış dünyaya karşı başkaldırıyı ve bizzat insanlık durumunun kendisine başkaldırıyı, kendi kendini tatminden yeniden doğan şu zümrüdüankayı yerleştirmek gerekir.” Acaba Ernest Mandel bu konuda ne düşünüyor?
İlk soru, Hoş Cinayet: Polisiye Romanın Toplumsal Tarihi adlı inceleme kitabının sunuşunu yazan Jean François Vilar’a ait. Biz de yazı boyunca bir yandan da Mandel’in ne düşündüğünü anlamaya çalışacağız.
İstihbarat riskli, yer yer korkutucu ve bir o kadar da meşakkatliydi. Yaptığı iş bir yandan ilginç gelmiş, diğer yandan insanların özel yaşamına bu kadar yakın olmak ürkütmüştü onu. Buradaki tecrübesi sırasında önemli bir şeyi fark etmişti; herkes sahte bir yüz, sahte bir kimlikle yaşıyordu. İnsanları açıktan söyledikleri şeyler değil de daha çok gizledikleri anlatıyordu. (s. 10)
Kandan Adam, başkarakteri olan eski cinayet büro polisi Ahmet Boz’un çözmeyi kişisel ve hayati bir mesele olarak gördüğü bir cinayet etrafında gelişen bir kurgudur. Yıllar önce çözümü istenmeyen ve bizzat devlet eliyle engellenen bir cinayet dosyası nedeniyle görevden alınmış ve arşive sürgün edilmiştir. Yıllar içinde başta eşi ve ailesi olmak üzere tüm sosyal ilişkileri bozulmuş, Ahmet Boz manevi kayıplar yaşamıştır. Dosyanın tekrar önüne gelmesiyle bir tercih yapmak zorunda olduğunu anlar. Birileri bu dosyanın çözülmesini istemektedir, istemeyenler ise hâlâ vardır; egemen, muktedir ve güç sahibidirler. Ahmet Boz cinayeti çözmenin kaybettiği her şeyi yeniden kazanmasıyla birleştiğini düşünerek sonuca ulaşmaya çalışır.
… suçluyla kurduğu ilişkideki yöntemleri alışıldık cinsten olmayan biriydi. Suçlularla girdiği savaşı kazanmış, fakat devletin karanlık odaklarına takılmıştı. (s. 27)
İktisatçı Mandel’in özgünlüğü, edebiyatı, özel olarak da suç edebiyatını dünyaya baktığı Marksist pencereden değerlendirmeşinden kaynaklanır.

Mandel önemli bir inceleme olan bu kitabı iki bölüm olarak yazmıştır. İlk bölüm polisiye romanın özelliklerinin suçla olan bağına ayrılmıştır. İkinci bölümde de polisiyenin toplumsal tarihi anlatılır. Polisiye unsurlarını içeren yazın tarihsel olarak eskidir ve klasikler arasında yerini almıştır. Türün başlangıçtaki hali uzun yıllar boyunca tekdüze bir seyir izlemiştir: Rutinleri, periyodik edimleri olan bir hayat seyri, herkesi dehşete düşüren bir olayla, genelde de ortadan kaybolan biri ya da bir cinayetle değişir.
Bugüne baktığımızda polisiyenin, edebiyatın/romanın değişen dönüşen dünyaya entegre edilmiş halini okuruz. Üstelik, türünün iyi bir örneği olması için metnin bir cinayetten çok daha fazlasını anlatması adeta kaçınılmaz hale gelmiştir.
Bulunan kemiklerin bir cinayet mi yoksa sıradan bir ölüm vakası mı olduğunu bilmiyoruz. (s. 114)
Kandan Adam’ın metaforu olan mühür bu temsiliyet çoğulluğunu ve dönüşümü de simgeler niteliktedir. Mührün hikayesini sadece ortaya çıktığı koşullarda okusak, çokuluslu bir yapı içinde olabilecek herhangi bir hikâye olarak kalırdı. Fakat toplumların altüst ve giderek darmadağın oluşuyla beraber mühür de başka anlamlara bürünmüştür. Başta kişisel bir meseleyi simgelerken, sonunda bir sisteme karşı ötekileştirilen herkesi simgeler duruma gelmiştir.
Bahtin roman eleştirisinde referans aldığımız isimlerin başında gelir. Edebiyata kazandırdığı kronotop kavramı ve romanın değişme/gelişme gücü en yüksek tür olduğu değerlendirmesi ufuk açıcıdır. Mandel ise, yukarıda da belirttiğimiz gibi, polisiyede zaman ve mekânın toplumsallığına özel olarak vurgu yapmıştır. Bugünün polisiyesinde zaman ve mekân da toplumsaldır. Bu ne demektir? Polisiyenin saraylardan, gettolardan çıkarak sokağa inmesi, zamanın hep “bugün” olmasıdır.
Örneğin mekân, toplumsal yaşamdaki çelişki ve çatışmaları, bir iktidar gücünün varlığını hissettirecek biçimde şöyle tarif edilir:
Bu kadar çok cinayetin işlenip üzerinin bu denli örtüldüğü başka bir şehir yoktur herhalde” demişti bir arkadaşına. Arkadaşının bütün bu olup bitenleri özetleyen sözlerini dün gibi hatırlıyordu: Başka türlü, teröristlerle baş edilemez buralarda! (s. 57)
Benzer biçimde, zaman, geçmiş, bugün ve gelecek diyalektiğinin kurulduğu, geçmişte yaşananlara da referans verecek biçimde tarif edilmiştir:
Takvimlerin değil acıların zamanı saydığı günler sona ermişti. Allah’ın insanlara tekrar inandığı günler geri gelmişti. Mahir olanlar şehri terk etmişti ama olsun, Bitlis deresinden hiç değilse kan akmıyordu artık. (s. 141)
Lady Macbeth gibi klasik örneklerden de bildiğimiz gibi, çoğu iktidarı simgeleyen mekânlardaki olaylarda polisiyenin vazgeçilmezi olan cinayetler aşk ve entrika soslu taht ve unvan cinayetleridir. Günümüz dünyasında cinayetler başka boyutlar kazanmıştır. En önemlisi de, tüm ölümleri siyasi cinayet olarak okumak mümkündür. Örneği yine Diyarbakır’dan verelim; aleni bir örnek olarak Tahir Elçi’nin katledilmesi akla ilk gelebilecek örnektir. Bununla beraber, tarif etmeye güç yetmediği için olsa gerek, Marquez’in Kırmızı Pazartesi’sine sık sık atıfta bulunularak gündemde tutulan Narin Güran ya da Rojin Kabaiş de böyle okunabilecek örneklerdir.

Söz konusu kurguda olayların geçtiği yer Diyarbakır olduğu için, mekân seçiminde kolaya kaçılmış diye düşünülebilir. İşin esprisi de tam burada; bütün ülke belki de aynı suçların üretildiği topyekûn bir suç sahasına dönüşmüş durumda; dolayısıyla başka bir şehir, hatta kasaba, köy bile pekâlâ kurgunun mekânı olabilir. Çünkü çoğu gündüz kuşağı programlarında tüketilen bireysel yozlaşma hikâyeleri olarak servis edilen güncel örneklere bakınca bile her cinayetin sınıfsal bir yönü olduğunu, suçun güçle ilişkisini görürüz. Krizdeki (ekonomik, sosyal, siyasal, ulusal krizler) derinleşmeyi, artan yoksulluğu, halkın ulaşamadıklarını düşününce bu durumun kaçınılmazlığı da bir kez daha açığa çıkıyor.
Bu yollu kullanım, romanda sık sık tartıştığımız bir başlık olarak “yerellik, evrensellik” meselesine de göz kırpan bir referans aynı zamanda.
Topluma güven(lik)sizlik ve olarak yansıyan kriz, polisiye romanlarda okurun gerçeklerle diğer türlere göre daha yakın olması özelliğini doğuruyor. Yani olay örgüsünün yarattığı dehşet ve bunun karşısındaki cezasızlık, hukukun egemenlerin kullandığı bir alan olarak tesis edilip işletilmesi, amacın suçluyu ve elde edilen kârı korumak olduğu bir çarkın içinde dönüp durmanın yarattığı çaresizlik duygusu…
Kandan Adam bu duyguyu bize karakterlerin birbirleriyle olan ilişkilerinde gösteriyor. “Nihayetinde her istihbarat elemanının en büyük mesleki kazası avcı durumundayken av olmasıydı.” (s. 151) Suçun açığa çıkması için işbirliği yapılabilecek herkes aynı zamanda suçun parçası olma potansiyeli taşıyor. Büyük bir kalabalığın içinde aynı büyüklükte bir yalnızlık söz konusudur.
Karakter demişken, tam da burada bir soru sorabiliriz; karakterleri polis, istihbaratçı, katil, vb. olan her kurgu polisiye midir? Hayır. Türe polisiye özelliğini veren bu karakterlerin akıştaki yeri ve olayların örülme biçimidir. Tek başına karakterlerin varlığı yetmez.

Kandan Adam
Everest Yayınları
Ekim 2018,
3. baskı Kasım 2024
272 s.
Her türlü askerî, polisiye kurumlaşmanın tarihinde hep yer tuttuğu Diyarbakır’da geçen herhangi bir kurguyu düşünelim. Bir hafiyeyle, polisle, kontra bir tetikçiyle, günlük yaşamın parçası haline gelen ölümlerle karşılaşmak son derece doğaldır. Fakat Kandan Adam’daki müze müdürü Zeki Bey’den aktarılan “Müzesi çok olan toplumların günahı çoktur” (s. 72) cümlesi bu ayrımı çok ifade iyi ediyor.
Çünkü başkarakter Ahmet Boz’un ilgilendiği ve varlık- yokluk meselesi haline gelen cinayet dosyası müzede sergilenen tarihle, toplumun hafızasıyla iç içedir. Ahmet Boz karakteri kişisel bir meseleden yola çıkıp toplumsal bir meseleyi irdeleyen bir karakterdir. Hatta bu özellikleri sebebiyle ya da sayesinde, yazarın kayıplarla yüzleşme yorumu olan Yediler Teknesi romanında da –Ahmet Boz– bir karakter olarak yer bulmuştur.
‘Gerçek’ten bu kadar söz etmişken, onun tüm toplumsal bağlarını da kapsayan ve bu yanıyla kavramsal olarak gerçekten daha fazlasını ifade eden hakikatten söz etmemek olmaz. Hakikati oluşturan ve besleyen iki unsur vardır: tarih ve hafıza. Peki polisiyede tarih ve hafıza nasıl inşa edilir? Polisiyede kurgu bir gerçeği aramak üzerinedir, çatışmayı çözecek unsur olarak gerçek kurgulanır, gerçeği var edecek olaylar örülür.
Kandan Adam’da gerilim sürekli olarak yükselir, macera ve tehlikeyle dolu (okura kaliteli bir okuma keyfi de veren) olayların sonunda, cinayetlerin çözülmesini istediği için hain ilan edilir Ahmet Boz. Sonunda cebindeki mühür parçası ve şakağına dayanan silahla, onlarca faili meçhul kemiğin bulunduğu mezarın başında bulur kendini.
Kendi eliyle kazdığı mezara uzun uzun baktı. Kemal Fevzi’nin yazgısı ile kendisininki bir mezar boyunda birleşmiş, aynı kaderi paylaşan iki insan olup çıkmışlardı. (...) Aslında yıllar önce üzerinde çalıştığı davanın hemen ardından tetiğin çekildiğini… anlamıştı. (s. 270-271)
Bir sonuca varmak ve toparlamak için bir kez daha Mandel’e kulak vermek yerinde olacaktır. Mandel çalışmasını şu sözlerle bitirir:
… çünkü burjuva toplumunun tarihi, aynı zamanda mülkiyetin ve mülkiyetin yadsınmasının, bir başka deyişle suçun tarihidir; çünkü burjuva toplumunun tarihi, aynı zamanda bireysel ihtiyaçlar ve tutkular ile mekanik olarak dayatılan toplumsal konformizm biçimleri arasındaki giderek büyüyen, patlamaya hazır çelişkinin tarihidir; çünkü burjuva toplumu, kendi kendine suçu beslemekte, suç içinden gelmekte ve suça yol açmaktadır; belki de burjuva toplumu, eninde sonunda bir suç toplumudur çünkü.
Bu bilgiler ışığında, polisiye çözümlemelerinde ve eleştirilerinde Hoş Cinayet pekâlâ kılavuz olarak kullanılabilir. Güncel durumda toplumun her kesiminde büyük bir adalet özlemi var. Halklar adalete erişemiyor, adaletsizlik her kesimin canını yakıyor. Edebiyata, onun toplumla sıkı bağları olan polisiye türüne de bu durum yansıyor. Yansıma biçimi genel olarak çaresizlik, koşullara teslim olma, nihayetinde bir umutsuzluk demesek de, böyle gelmiş böyle gider kabulü oluyor. Kandan Adam da bu önemli gerçeklere işaret ediyor.
Fakat bu durum polisiyenin aynı zamanda bir sistem eleştirisi olarak kurgulandığı gerçeğini değiştirmiyor. Söylem analizine tabi kıldığımızda (iktidarların kalemşörlüğünü yapan yazarların yazdıklarının dışındaki) polisiye yazın bu yanıyla aynı zamanda hafıza çalışmasıdır diyebiliriz. Daha güvenli, daha onurlu, daha sağlıklı bir toplumsal yaşamın kurulması isteğini taşıyan herkes için hem toplumsal altyapıda hem de onun oluşturduğu tüm üstyapı kurumlarında neyin değişmesi gerektiğini sorgulamak için de bir imkândır. Çünkü çağdaş romanda polisiye artık bir sistem eleştirisine dönüşmüştür. Tür çerçevesinin dışına çıkıp sadece roman, hatta edebiyat dediğimizde de aradığımız işte bu eleştirel tavırdır.



