HAKİKATİ KALEMLE SAVUNMAK
“DREYFUS OLAYI” yazar Emile Zola’nın “Adalet İçin Bir
Savaşın Öyküsü” alt başlığını taşıyan eseridir. Alfred Dreyfus adlı Fransız yüzbaşıya
kurulan siyasi komployu ve buna karşılık yaratılan mücadeleyi anlatır. Bu dava;
Sacco- Vanzetti, Rosenbergler, Dimitrov gibi dünyaya mal olmuş komplo
davalarından biridir. Davada siyasi savunma misyonunu taşıyansa Yüzbaşı
Dreyfus’tan ziyade, Emile Zola’dır. Nasıl
mı?
Yüzbaşı Dreyfus, 1894’te ele geçirildiği iddia edilen bir
mektup üzerinden, Alman ajanı olmakla suçlanır. Mektupla sızdırılan bilgiler,
ordu arşivinden kaybolan bir belgede yer almaktadır. İşte bu belgenin
kaybolduğu bölümde stajyer olarak çalışan Dreyfus, delilsiz- dayanaksız
tutuklanıp hapse konulur.
Dreyfus, Yahudidir. Mensubu
olduğu ordu içinde, bunun bile, onun tutuklanması için yeterli olduğunu düşünen
hatta düşüncesini seslendirenler vardır. Dreyfus tutuklandığında 39 yaşında,
evli, iki çocuğu olan ve sıradan bir yaşam süren bir askerdir.
Dreyfus’un tutuklanmasıyla ilgili hiçbir açıklama, kanıt,
ilinti bulunamaz. Çünkü, siyasi gerekçelerle ve siyasi bir karar olarak
tutuklanmıştır. O günün toplumsal çalkantılarıyla sarsılan Fransız Hükümetinin hükmetme
gücünü ve muktedirliğini kanıtlamaya ihtiyacı vardır. Fakat hiçbir açıklama
yapılamayınca olay Yahudi düşmanlığına evriltilir.
Bu kararın hemen ardından da dava açılır. Söz konusu mektubu
inceleyen bilirkişi heyeti, yazının Dreyfus’a ait olduğunu rapor eder. Duruşma
günü, kendi el yazısını ondan daha iyi bilecek kimse olmadığı için Dreyfus,
yöneltilen sorulara sakin, olağan cevaplar verir. Bu durum tutanaklara “kabul
etmedi, inkâr etti” biçiminde geçirilir.
Elbette dosya bu mektuptan ibaret değildir. Süreci
belirleyen de dosyada gizlilik kararı alınarak, Dreyfus ve avukatına verilmeyen
bu bölümler olur. Mahkeme heyetine ayrıca verilen bu gizli dosyada bazı
şehirlerin planları, İtalyan Genelkurmayına bilgi sızdıran başka bir mektup vb
şeyler vardır. Her şey Dreyfus’un suçlu olduğuna işaret etmektedir. Mahkeme
heyeti asıl değerlendirmesini bu dosya üzerinden yapar ve 1 ay süren yargılama
sonucunda Dreyfus’un suçlu olduğuna karar verilir.
Ömür boyu hapis ve sürgüne mahkûm edilmiştir. Avukatının temyiz
başvurusu da, yaptığı anda reddedilir. Mezun olduğu askeri okula götürülür.
Burada onur kırıcı bir teşhirle, öğrencilerin önünde rütbeleri sökülür. Sonra
da Fransız Guyanasına -sürgüne- gönderilir.
Üç yıl sonra, 1898’de, yazar Emile Zola, Dreyfus’un
suçsuzluğuna inandığı için bir şeyler yapmaya karar verir. O tarihte Zola; Meyhane,
Nana ve Germinal gibi en bilinen romanlarını yazmış, edebiyatta natüralizmi hayata
geçirmiş, dünya çapında tanınan bir Fransız edebiyatçıdır.
Dreyfus davasıyla ilgili olarak “SUÇLUYORUM” başlıklı bir
yazı yazarak, L’ourera gazetesinde yayımlar. Yazı, doğrudan Fransa
Cumhurbaşkanına hitaben yazılmıştır. Ciddi bir araştırma sonrasında kaleme
aldığı bu yazıda Zola; Dreyfus’un suçlu olduğunu gösteren tek bir somut delilin
olmadığını, yaşananların insan onuruna, hak ve özgürlüklere aykırı olduğunu,
kararın kabul edilemezliğinin halkta tepkiye neden olduğunu ve hukuka ve
demokrasiye inancı zedelediğini anlatmıştır.
Fransa Cumhurbaşkanı ve Fransız Devletinin bu yazıya cevabı,
Zola’yı yargılamak ve 1 yıl hapis ve ayrıca para cezası vermek olur. O esnada
olan olmuş ve Dreyfus olayını dünya duymuştur. Büyük çaplı bir sahiplenme ve
Dreyfus’un yaşadığı haksızlığın giderilmesi talebi ortaya çıkar.
Zola sayesinde yaratılan bu destek ve dayanışmadan güç bulan
Dreyfus’un eşi yeniden yargılama talep eder. Birçok ülkeden aydınların, halkın
değişik kesimlerinin katıldığı kampanyayla dava yeniden açılır.
1899 yılında başlayan yargılamalar için Dreyfus Fransa’ya
getirilir. Beş yıldır haksızca hapiste ve üstelik sürgündedir. Dışarıda olan
bitenden, dosyayla ilgili gelişmelerden haberdar değildir. Mahkemeye yansıyan da bu durumun yarattığı
karamsar ve kaygılı ruh hali olur. Başta Avukat Labori olmak üzere, savunma
için hakikate adanmış bir emek harcanmıştır. Tarihi bir savunma yaparlar. Dosyayı
hazırlayan ve Dreyfus’u suçlayan kurum ve kişiler teşhir edilir. Hukuki olarak
komplo çökmüştür. Av. Labori de bu süreçte suikaste uğrar, yaşadığı saldırıda
hem yaralanmış hem de çalıştığı dosyadaki bazı belgeler çalınmıştır. Son duruşmalara onun yerine ortağı katılır. Mücadeleden
vazgeçmezler.
Tüm bu dava süreci; ırkçılığın karşısında aydınların
saflaştığı, toplumsal kutuplaşmanın giderek tırmandığı gergin bir süreç olarak
yaşanır. 29 celseden sonra, savcı, Dreyfus’un aynı gerekçelerle aynı biçimde
cezalandırılmasını ister. Artık bu mümkün değildir. Avukatlar, en baştan
itibaren mahkûmiyet kararına gerekçe yapılan belgelerin sahte olduğunu
kanıtlamıştır. Düzmece belgelerin üretilmesinde baş sorumlu olan Albay Henry de
bu nedenle intihar etmiştir.
Mahkeme yine de Dreyfus’un suçlu olduğuna karar verir. Cezası
ömür boyu hapisten, 10 yıl hapse indirilir. Yaşanan bu değişiklik, hukuksuzluğun
kısmen de kabul edildiğini gösteren bir kazanımdır. Aynı zamanda mücadelenin
sürmesi gerektiğini de göstermektedir. Yeniden eylemler, yürüyüşler yapılır. Toplumdaki
tepkiler bir türlü dinmeyince, cumhurbaşkanı özel af yetkisini kullanmak
zorunda kalır. Fakat mahkeme heyeti Dreyfus’un suçlu olduğu konusunda
ısrarcıdır, verdikleri kararda diretirler.
1904’te yeni bir yargılama yapılır.
1906’da Dreyfus aklanır, beraat eder. Sonra da hakları ve
itibarı resmi olarak iade edilir.
Emile Zola, yukarıda ayrıntılarını genel hatlarıyla
aktardığımız bu kitabı, süreç bittikten sonra kaleme alır. Zirvesinde olduğu
edebi kariyerinin Fransız Devleti eliyle bitirilmesi pahasına, kaleminin gücünü
hakikate adamış ve bu komployu tüm dünyaya duyurmuştur.
Kazanım sadece Dreyfus’un özgürlüğüne kavuşması da olmaz. Yürütülen
mücadele sayesinde Fransa’da gizli belge, gizli dosya ve gizlilik kararı uygulaması
son bulur. O günden bu yana Fransa’da açılan davalarda, tüm taraflar yani sanık
ve avukatlar da dosyalardaki tüm belgeleri eksiksiz olarak alabilmektedir. Görüldüğü
üzere, hiçbir siyasi savunma, sadece savunulanın şahsında bir kazanımla sınırlı
değildir. Hak ve özgürlükler alanında elde edilen ve savunma hakkı, adil
yargılanma hakkı gibi yaşamsal hakları içeren bu kazanımların toplumsal
yaşamdaki olumlu yansımaları somut olarak ortadadır.
Zola, “Suçluyorum” başlıklı tarihsel belgede sorun olarak
belirttiği her şeyin cevabını hayatın içinde ve mücadele ederek bulmanın mümkün
olduğunu göstermiştir.
Edebiyatçının, bir şeyi iyi anlatan olmak özelliğinden yola
çıkan Zola, yeri geldiğinde hakikat için kalemiyle mücadele etmenin en görkemli
örneklerinden birini de yaratmıştır.
