2 Aralık 2024 Pazartesi

HAKİKATİ KALEMLE SAVUNMAK: DREYFUS OLAYI, EMİLE ZOLA


HAKİKATİ KALEMLE SAVUNMAK

 

“DREYFUS OLAYI” yazar Emile Zola’nın “Adalet İçin Bir Savaşın Öyküsü” alt başlığını taşıyan eseridir. Alfred Dreyfus adlı Fransız yüzbaşıya kurulan siyasi komployu ve buna karşılık yaratılan mücadeleyi anlatır. Bu dava; Sacco- Vanzetti, Rosenbergler, Dimitrov gibi dünyaya mal olmuş komplo davalarından biridir. Davada siyasi savunma misyonunu taşıyansa Yüzbaşı Dreyfus’tan ziyade, Emile Zola’dır.  Nasıl mı?

Yüzbaşı Dreyfus, 1894’te ele geçirildiği iddia edilen bir mektup üzerinden, Alman ajanı olmakla suçlanır. Mektupla sızdırılan bilgiler, ordu arşivinden kaybolan bir belgede yer almaktadır. İşte bu belgenin kaybolduğu bölümde stajyer olarak çalışan Dreyfus, delilsiz- dayanaksız tutuklanıp hapse konulur.

Dreyfus, Yahudidir.  Mensubu olduğu ordu içinde, bunun bile, onun tutuklanması için yeterli olduğunu düşünen hatta düşüncesini seslendirenler vardır. Dreyfus tutuklandığında 39 yaşında, evli, iki çocuğu olan ve sıradan bir yaşam süren bir askerdir.

Dreyfus’un tutuklanmasıyla ilgili hiçbir açıklama, kanıt, ilinti bulunamaz. Çünkü, siyasi gerekçelerle ve siyasi bir karar olarak tutuklanmıştır. O günün toplumsal çalkantılarıyla sarsılan Fransız Hükümetinin hükmetme gücünü ve muktedirliğini kanıtlamaya ihtiyacı vardır. Fakat hiçbir açıklama yapılamayınca olay Yahudi düşmanlığına evriltilir.

Bu kararın hemen ardından da dava açılır. Söz konusu mektubu inceleyen bilirkişi heyeti, yazının Dreyfus’a ait olduğunu rapor eder. Duruşma günü, kendi el yazısını ondan daha iyi bilecek kimse olmadığı için Dreyfus, yöneltilen sorulara sakin, olağan cevaplar verir. Bu durum tutanaklara “kabul etmedi, inkâr etti” biçiminde geçirilir.

Elbette dosya bu mektuptan ibaret değildir. Süreci belirleyen de dosyada gizlilik kararı alınarak, Dreyfus ve avukatına verilmeyen bu bölümler olur. Mahkeme heyetine ayrıca verilen bu gizli dosyada bazı şehirlerin planları, İtalyan Genelkurmayına bilgi sızdıran başka bir mektup vb şeyler vardır. Her şey Dreyfus’un suçlu olduğuna işaret etmektedir. Mahkeme heyeti asıl değerlendirmesini bu dosya üzerinden yapar ve 1 ay süren yargılama sonucunda Dreyfus’un suçlu olduğuna karar verilir.

Ömür boyu hapis ve sürgüne mahkûm edilmiştir. Avukatının temyiz başvurusu da, yaptığı anda reddedilir. Mezun olduğu askeri okula götürülür. Burada onur kırıcı bir teşhirle, öğrencilerin önünde rütbeleri sökülür. Sonra da Fransız Guyanasına -sürgüne- gönderilir.

Üç yıl sonra, 1898’de, yazar Emile Zola, Dreyfus’un suçsuzluğuna inandığı için bir şeyler yapmaya karar verir. O tarihte Zola; Meyhane, Nana ve Germinal gibi en bilinen romanlarını yazmış, edebiyatta natüralizmi hayata geçirmiş, dünya çapında tanınan bir Fransız edebiyatçıdır.

Dreyfus davasıyla ilgili olarak “SUÇLUYORUM” başlıklı bir yazı yazarak, L’ourera gazetesinde yayımlar. Yazı, doğrudan Fransa Cumhurbaşkanına hitaben yazılmıştır. Ciddi bir araştırma sonrasında kaleme aldığı bu yazıda Zola; Dreyfus’un suçlu olduğunu gösteren tek bir somut delilin olmadığını, yaşananların insan onuruna, hak ve özgürlüklere aykırı olduğunu, kararın kabul edilemezliğinin halkta tepkiye neden olduğunu ve hukuka ve demokrasiye inancı zedelediğini anlatmıştır.

Fransa Cumhurbaşkanı ve Fransız Devletinin bu yazıya cevabı, Zola’yı yargılamak ve 1 yıl hapis ve ayrıca para cezası vermek olur. O esnada olan olmuş ve Dreyfus olayını dünya duymuştur. Büyük çaplı bir sahiplenme ve Dreyfus’un yaşadığı haksızlığın giderilmesi talebi ortaya çıkar.

Zola sayesinde yaratılan bu destek ve dayanışmadan güç bulan Dreyfus’un eşi yeniden yargılama talep eder. Birçok ülkeden aydınların, halkın değişik kesimlerinin katıldığı kampanyayla dava yeniden açılır.

1899 yılında başlayan yargılamalar için Dreyfus Fransa’ya getirilir. Beş yıldır haksızca hapiste ve üstelik sürgündedir. Dışarıda olan bitenden, dosyayla ilgili gelişmelerden haberdar değildir.  Mahkemeye yansıyan da bu durumun yarattığı karamsar ve kaygılı ruh hali olur. Başta Avukat Labori olmak üzere, savunma için hakikate adanmış bir emek harcanmıştır. Tarihi bir savunma yaparlar. Dosyayı hazırlayan ve Dreyfus’u suçlayan kurum ve kişiler teşhir edilir. Hukuki olarak komplo çökmüştür. Av. Labori de bu süreçte suikaste uğrar, yaşadığı saldırıda hem yaralanmış hem de çalıştığı dosyadaki bazı belgeler çalınmıştır.  Son duruşmalara onun yerine ortağı katılır. Mücadeleden vazgeçmezler.

Tüm bu dava süreci; ırkçılığın karşısında aydınların saflaştığı, toplumsal kutuplaşmanın giderek tırmandığı gergin bir süreç olarak yaşanır. 29 celseden sonra, savcı, Dreyfus’un aynı gerekçelerle aynı biçimde cezalandırılmasını ister. Artık bu mümkün değildir. Avukatlar, en baştan itibaren mahkûmiyet kararına gerekçe yapılan belgelerin sahte olduğunu kanıtlamıştır. Düzmece belgelerin üretilmesinde baş sorumlu olan Albay Henry de bu nedenle intihar etmiştir.

Mahkeme yine de Dreyfus’un suçlu olduğuna karar verir. Cezası ömür boyu hapisten, 10 yıl hapse indirilir. Yaşanan bu değişiklik, hukuksuzluğun kısmen de kabul edildiğini gösteren bir kazanımdır. Aynı zamanda mücadelenin sürmesi gerektiğini de göstermektedir. Yeniden eylemler, yürüyüşler yapılır. Toplumdaki tepkiler bir türlü dinmeyince, cumhurbaşkanı özel af yetkisini kullanmak zorunda kalır. Fakat mahkeme heyeti Dreyfus’un suçlu olduğu konusunda ısrarcıdır, verdikleri kararda diretirler.

1904’te yeni bir yargılama yapılır.

1906’da Dreyfus aklanır, beraat eder. Sonra da hakları ve itibarı resmi olarak iade edilir.

Emile Zola, yukarıda ayrıntılarını genel hatlarıyla aktardığımız bu kitabı, süreç bittikten sonra kaleme alır. Zirvesinde olduğu edebi kariyerinin Fransız Devleti eliyle bitirilmesi pahasına, kaleminin gücünü hakikate adamış ve bu komployu tüm dünyaya duyurmuştur.

Kazanım sadece Dreyfus’un özgürlüğüne kavuşması da olmaz. Yürütülen mücadele sayesinde Fransa’da gizli belge, gizli dosya ve gizlilik kararı uygulaması son bulur. O günden bu yana Fransa’da açılan davalarda, tüm taraflar yani sanık ve avukatlar da dosyalardaki tüm belgeleri eksiksiz olarak alabilmektedir. Görüldüğü üzere, hiçbir siyasi savunma, sadece savunulanın şahsında bir kazanımla sınırlı değildir. Hak ve özgürlükler alanında elde edilen ve savunma hakkı, adil yargılanma hakkı gibi yaşamsal hakları içeren bu kazanımların toplumsal yaşamdaki olumlu yansımaları somut olarak ortadadır.

Zola, “Suçluyorum” başlıklı tarihsel belgede sorun olarak belirttiği her şeyin cevabını hayatın içinde ve mücadele ederek bulmanın mümkün olduğunu göstermiştir. 

Edebiyatçının, bir şeyi iyi anlatan olmak özelliğinden yola çıkan Zola, yeri geldiğinde hakikat için kalemiyle mücadele etmenin en görkemli örneklerinden birini de yaratmıştır.    

 


 

HOŞ CİNAYET'TEN YOLA ÇIKARAK KANDAN ADAM'I OKUMAK

  Hoş Cinayet ’ten yola çıkarak Kandan Adam ’ı okumak “Abdullah Aren Çelik'in  Kandan Adam 'ı da gösteriyor ki çağdaş romanda polisi...